Ne garip insanlarız değil mi? Yalnızlığı hem sever, hem söveriz. Yalnızlık acıtsa da canını, uzaklaştırıyor sana yakın olmaya çalışan insanları. İlk bakışta birçoğuna göre ne kadar ürkütücü, soğuk bir kelimedir aslında yalnızlık?  Çoğumuz çok farklı hislere kapılırız bu durumla karşılaştığımızda. Kimi gerçekten sever yalnız kalmayı, kimileri için ise kaderdir. Hangi durumda olursa olsun duygular aslında ortaktır.

Ne şiirler yazılmış, ne şarkılar bestelenmiştir yalnızlık üzerine. Yalnızlık benim ayrılamadığım sevgilimdir diyen, veya insan yalnız doğdu, yalnız ölür diye kendini avutan sayısız insanlar. Oysa bunun koca bir uydurmaca olduğunu kişi başını yastığa koyar, koymaz dört duvar arasında, tavanlarla yaptığı sohbet esnasında anlar.  Bilemez yalnız yaşamayanlar, diye söze girilir. Sitemler,dramatik sözlerle devam eder konuşmalar. Uzun, uzun anlatılırken yalnızlık bir an duraksarsın karşındakinin seni anlamadığını fark edersin ve işte o an beyninden vurulmuşa dönersin.

Anlarsın ki içsel bir şeydir yalnızlık sana has, senin boşluğundur aslında ve susman gerekir. Neden yalnız kaldığını düşünürsün. Sadece kendine sorarsın, kendinle yüzleşir, kendinle hesaplaşırsın.  Sen anladın hep insanları oysa insanlar seni hep anlamazlıktan geldi, sen hatırladın onların doğum günlerini ve sen hiç unutmadın onlar unutsa da en sevdiğin şeyin hatırlanmak olduğunu. Yine de üzülmedin ya da belli etmedin.

Neydi seni unutan vefasız insanlardan farklı kılan, çok mu korkuyordun yalnız kalmaktan? En başta yanımızda olduğunu bildiğimiz insanların aslında arkamızda olduğunu öğrendiğimizde başlar acı gerçek. İlk darbeyi, en çok sevdiğimizden alırız. Mutlu olmayı beklerken hayatın acı taraflarıyla tanışırız. Hayata inat sağlam durduğumuzu yıkılmadığımızı ispatlarız. Ama öyle darbeler gelir ki ard arda zamanla yorulur ve dayanacak gücümüz olmadığını anlarız Artık yarına dair umutlarımız yoktur, uzun cümleler kurmayı bırakırız çünkü konuşacak halimiz yoktur.

Geçici depresif anında hayattan vazgeçmek isteriz çoğu zaman. Sonra bu kadar basit mi hayat der tutunacak bir el ararız. Yalnızlıktan öyle sıkılmışızdır ki en kötü insan bize iyi görünür.  YALNIZ KALMA KORKUSU. İşte yalnız kalmanın en ürkütücü tarafı. Ve yalnızlığı tetikleyen en büyük unsur.  Her zaman karşıdaki mi suçluydu? Bizi yalnızlığa mahkum eden, bizim hiç mi suçumuz yoktu?

Nedendir bilinmez hiç kimse yalnız kalmalarından kendilerini sorumlu tutmaz, Mutlaka birileri suçludur ve onları yalnızlığa itmiştir.  Bencildir insanoğlu kabullenmez kendi hatasını. Oysa biz değil miydik? Kendi isteklerimizi doyurmak için insanları kaybeden. Anlamsız hırslarımız, benciliklerimiz, kıskançlıklarımız, sevgisizliğimiz ve gelinen son nokta. Birde bakmışız ki yalnızlık çanları çalmaya başlamış. Yalnızlığımıza vicdanımızı da katık edip başlamışız düşünmeye.

 Nerede hata yaptım? Bu soruların cevapları herkesin yaşadıklarında farklıdır. Bilinen tek gerçek yalnızları ortak noktada birleştiren unsur insanları etrafımızdan aslında bilerek ve isteyerek ittiğimizdir. Yalnızlığımızın ilacının sadece bizim elimizde olduğunu unutmayalım. Yapmamız gereken tek şey sadece biraz hoşgörü, inadına sevmek ve insanlara değer vermek.

“Yalnızlık paylaşılsa yalnızlık olmazdı” demiş Özdemir Asaf. Siz de bu sözün içine büyük bir ustalıkla gizlenmiş olan ‘yalnızlığa övgü’yü hissettiniz mi? İşte, bu ironi içinde savrulurken kendime şu soruyu sorduğumu fark ettim; yalnızlık bir seçim olabilir miydi?

(Visited 44 times, 1 visits today)

YORUM YAP